Buradasınız : Ana Sayfa //Film Yorumları//Alacakaranlık Efsanesi – The Twilight Saga 2. Bölüm

Alacakaranlık Efsanesi – The Twilight Saga 2. Bölüm

Breaking Dawn Part 2 (Şafak Vakti 2. bölüm) Yorumları

Twilight (Alacakaranlık), New Moon (Yeni Ay), Eclipse (Tutulma)ve  iki bölüm halinde çekilen Breaking Dawn (Şafak Vakti)  ile  Alacakaranlık Efsanesi – The Twilight Saga  son buldu. Serinin sonu olan Breaking Dawn (Şafak Vakti) iki bölüm halinde yayınlandı. 

 Breaking Dawn Part 2 (Şafak Vakti 2. bölüm)

Bella and Edward’ın kızı olan Renesmee’nin doğumundan sonra Cullen’ler diğer vampir klanlarını da bir araya getirmek için harekete geçerler. Zira Renesmee’yi Volturi’ye karşı en küçük bir iddia ve yalan ithamlardan korumaları gerekir. Ama bu sandıkları kadar kolay olmayacaktır…
Bir efsanenin daha sonu geliyor… 2008 yılında başlayan aşk ve tutku hikayesi üçüncü bölümün son filmi ile nihayete eriyor. Stephenie Meyer’ın milyonlarca satan Alacakaranlık roman serisinden Melissa Rosenberg tarafından senaryolaştırılan Twilight Saga/Alacakaranlık Efsanesi’nin son filmi yönetmen koltuğunda ilk bölümü de çeken Bill Condon otururken, Kristen Stewart, Robert Pattinson ve Taylor Lautner üçlüsünü başrollerde son kez beraber seyredeceğiz.

Isabella Swan (Kristen Stewart), Edward Cullen (Robert Pattinson)arasında geçen aşk hikayesine platonik olarak katılan Jacob Black (Taylor Lautner)  ‘ınkatılmasıyla bir anda gizemli bir efsaneye dönüşen bir film. Kurgu bakımından mekanın konuya uygun tarzda seçilmiş olması, konuların birbirine bağlanırken ki sebep sonuç ilişkilerinin de tatmin edici olması itibarıyla alışılmış Vampir- Kurt adam filmlerinden uzak gerçeğe yakın aşk-fantastik bir film imza atılmış. Öncelikle serinin tüm bölümlerini seyretmeden Breaking Dawn (Şafak Vakti)’ ni izlemeyin derim. Çünkü olaylar birbirine bağlantılı ve sebep-sonuç ilişkisi yönünden çok önemli doneler taşıyor.

Aşkın ve sevginin gücünün anlatıldığı, seçme şansı olunan ıstıraplı bir ölümsüzlük mü yoksa normal bir aşkımı tercih etmesi gerektiği arasında kalan sevginin ve aşkın herşeyin üzerinde karar verdirdiği İsabella ile sevdiği kişi için ölmeyi bir an bile terddüt etmeden düşünen iki aşık erkek arasındaki fantastik tarz da efsanevi bir aşk hikayesi.

Isabella Swan (Kristen Stewart),Edward Cullen (Robert Pattinson),Jacob Black (Taylor Lautner),

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum yapılmış " Alacakaranlık Efsanesi – The Twilight Saga 2. Bölüm "

  1. ENEGER dedi ki:

    Sinema tarihinin en enteresan ve sosyolojik okumalara açık serilerinden biri olan Alacakaranlık (Twilight) serisi, nihayet sonlandı. Twilight bu süreçte kendi kültürünü, kendi gençliğini ve kendi mitolojisini yarattı. Bu prototipleri dünyanın dört bir yanına satmayı ve birçok yeni yetmenin hayatla kurduğu bağı güçlendirerek büyük ölçekli bir plandan bize birçok düzlemde, nerede olduğumuzu göstermeyi başardı. Twilight serisi sayesinde, edebiyatın, gençliğin, fantezinin, hayal gücünün ve aşkın ne durumda olduğunu gördük; oldukça tuhaf bir film yapma metodu ile karşı karşıya kaldık ve çevremizde olup biteni daha iyi bir şekilde masaya yatırmayı öğrendik.

    ‘Buralar eskiden dutluktu’ kalıbından hareketle, belki de bütün serinin dinamiklerini ve eksikliklerini açıklayabiliriz. Dönemin okumayan, sosyal ama mahkûm ve ilgisiz gençliğine ulaşmanın yolu buradan geçiyor. Çünkü edebiyat eskiden bir dutluktu. Örneğin kendi mitolojisini güzelce ören bir önceki büyük edebiyat blockbuster’ı Harry Potter’ın her sayfasından edebiyat damlıyordu. Twilight’ın ticari zekâsıyla parlayan yazarı Stephenie Meyer ise hedef kitlesine giden yolu sadeleştirdi ve ortaya vampir mitolojisinin tüm geleneklerini yozlaştıran bir PG7 pembe dizi serisi çıkardı. Twilight’ın Nickelodeon yerine sinemalarda gösterilmesi ise bu sürecin en büyük talihsizliğiydi.

    Twilight’ın izleme fırsatına nail olduğumuz son epizodu olan Alacakaranlık Efsanesi : Şafak Vakti Bölüm 2’de ise aslında seri boyunca cereyan edenlerden farklı olaylar cereyan etmiyor. Sadece durum bu kez biraz daha ilginç çünkü artık huzura kavuşan Edward ile Bella ikilisinin pek bir derdi kalmamış gibi görünüyor. Bu yüzden Stephenie Meyer çok akıllıca bir hamleyle oldukça suni bir çatışmayı dillendirerek ortaya bir yan öykü atıyor ve bu yan öykü yavaş yavaş filmin ana meselesi haline geliyor. Bundan sonrası da filmin afişinden itibaren girdiği ‘epik final’ söyleminin altını doldurma çabasıyla ve bunda başarısız olmasıyla devam ediyor.

    Twilight serisinin bütününe hakim olan görsel dünya ve anlatısal ayrıksılık elbette ki bu filmde de sürüyor. Videonun fonuna açılan ‘playlist’ film boyunca kapatılmıyor ve filmin ruhuna koşut giden onlarca ‘teenage’ şarkı dinliyoruz. Görsel efektler daimi basitliği ile filmin ihtiyaç duyduğu ucuzluğu filme eklemliyorlar. Bunun yanısıra diyaloglar ve ilişkiler, bir dönemin meşhur CNBC-E dizisi olan O.C.’yi idolize ederek serinin sevilen özensizliğini bir güzel körüklüyorlar. Kısacası Twilight anlatısal olarak neredeyse deneysel diyebileceğimiz bir tarz benimsiyor ve o kadar çok alanda sinemasal sorunlar yaşıyor ki bir süre sonra bu sorunların hiçbirinin bir önemi kalmıyor. Bu bakımdan serinin bugüne kadar yaratılan tüm dinamiklerine saygı duymak gerekiyor belki de.

    Not defterine romanlardan ‘duygusal’ alıntılar yazan genç kızlar, ‘aman da ne kadar yakışıklı’ Edward Cullen’ın duvarları boyunduruğu altına alan posterleri ve sadece ortaokullu aşıkların umursadığı imkansız Edward-Bella aşkı bize hem sinemasal hem de sosyolojik gözlemler yapabilmemiz açısından oldukça geniş bir alan bahşediyor aslında. Artık bir dramatik yapıyı 2000’ler Türk popüler müziğinin şarkı sözlerini esas alarak oturtabilir, karakterlerimizi ve onlar arasındaki ilişkileri ise 90’lar Latin Amerika dizilerinden yapacağımız seçimlerle oluşturabiliriz. Ya da artık kitap okumayan gençleri eleştirmek için interneti, sosyal medyayı ya da öğrenilmiş çaresizliği öne sürmeden sadece yaratılan bu illüzyonu, duygusuzluğu ve yozlaşmayı anlamak için çabalayabiliriz. Kısacası Twilight sayesinde neden Twilight gibi çizilerin popüler olduğunu anlayabilir ve umutsuzluğumuzun girdabına kapılabiliriz. Ya da hiçbir şey düşünmeden, sadece Edward ve Bella’nın çok duygusal aşklarına tutunup filmin birçok mevzuya atıfta bulunan ‘alt-okumalarına’ (!) odaklanabiliriz. Seçim bizim. Twilight, izleyenine seçme şansı veren bir seriydi. Bitti.

    kaankarsan@gmail.com
    twitter.com/karsan

Copyright © 2011 Yaşamdan Yansımalar | Eneger.com. Tüm hakları saklıdır.
Sitemap