Buradasınız : Ana Sayfa //Kitap Tavsiyeleri//Şöhret Dediğin Kitabı Ferdi Özbeğen’in Hayatı

Şöhret Dediğin Kitabı Ferdi Özbeğen’in Hayatı

Ferdi Özbeğen’in Hayatı : Şöhret Dediğin Kitabı

Uzun süren bir hazırlık dönemi sonrasında Ferdi Özbeğen’in hayat hikayesini içeren kitabı ŞÖHRET DEDİĞİN adlı kitap, ekinde okurların hoşuna gideceğini süpriz bir müzik albümü ile raflarda ki yerini aldı.

---Sponsor Reklamlar---

Bu CD’de Ferdi Özbeğen’in 18 hit parçası yer alıyor..

Yazar; Ali Rıza Türker kitabın başlangıcında okurlara eserin oluşumunu ve kitapla ilgili görüşlerini anlatarak başlıyor…

Merhaba Değerli Okurlar,

İçten ve sıcak bir “merhaba”, dostluğa uzanan ilk el’ miş.

Deyişleriyle iz bırakan halk ozanlarımız böyle derler.

Bizde onlardan ilham alarak tüm dostlukların içten ve düzeyli olmasını dileyerek elinizdeki kitabın, hangi fikirlerle ve nasıl doğduğunu anlatmakla sözlerimize başlayalım.

2009 yılının Temmuz ayı idi. Bodrum’a gittik. Yıllardır özlemini çektiğimiz Bodrum’un Torba sahilinde bir otele yerleştik. Denizle göz göze olmak, Torba’da güneşin doğuşunu seyretmek yepyeni bir dünyayla tanışmak gibiydi. Arkamızda bıraktığımız koca kent İstanbul’ un kıyamet yüklü kargaşası ve trafiğini düşündükçe Bodrum’ un güzelliklerini gözümüz ve gönlümüz doyana dek yaşamalıydık.

Doğayla buluşmak güzelde kafamızı kurcalayan projeyi gerçekleştirmek için ilk adımları atmalıydık.

Neydi o proje? O proje; bir kitap girişimiydi.

Hedefimizdeki proje elinizdeki kitaptı. Kitabın kahramanı değerli dostum, değerli sanatçı Ferdi Özbeğen’in hayatını konu alacaktı.

Akıllara; “Yazmak için neden Ferdi Özbeğen’in hayatı seçildi?” diye bir soru gelebilir.

Hemen belirteyim. 30 yıllık dostluğumuzda, özellikle faal gazetecilik yıllarımda Ferdi Özbeğen’le çok geniş sohbetlerimiz oldu.

Müzisyenlikteki becerisi bir yana; üslubu, çevresindeki kişilerle ilgili yaptığı karakter analizleri, siyasi yorumları ve günlük olaylar karşısındaki mizahi yaklaşımlar Ferdi Özbeğen’in ilginç özellikleriydi.

Kendine özgü cümle kurgusuyla anlattığı yaşam öyküsü, belki de müzik hayatına “belgesel” olabilecek bir sinema denemesiydi.

Doğumu, anne ve baba ilişkileri, amatör müzisyenlik günleri, açlığı görmesi, pavyonda çalıştığı günler ve hayallerinin peşinden İzmir’den, İstanbul’a gelişi…

Yaşananlar yalnız ilgiyle okunacak bir öykü değil, yaşama dair içinden türlü türlü ders çıkarılacak çok önemli ayrıntılar gizliyordu.

Örneğin sosyeteyi eğlendiren bir piyanistin yitik bir Anadolu Köyünde öğretmenlik yaptığını düşünebiliyor musunuz? Askerliğini köy öğretmeni olarak yapan sanatçının onlarca öğrenci yetiştirdiğini ve onların başarılarıyla mutlu olduğunu biliyor muydunuz?

Dinleyip öğrendiğimizde popüler bir sanatçının bir başka yüzünü tanımıştık. Kopuk kopuk yaptığımız sohbetlerde dinlediğimiz hayat hikayesi, sayfaları birleştiğinde şu mesajları veriyordu;

“Ferdi Özbeğen’in yaşamını hem müzik alemi, hem hayranları ve hem de onu hiç tanımayanlar bilmeliydi. İçinde; yokluk, yalnızlık, pavyon günleri ve şöhret yolculuğunda büyük kente göç ve karşılaştığı sürprizler vardı.”

Göz bebeği İzmir’den ayrılıp İstanbul’a gelişi şaşırtıcı olayların yaşanmasına sebep olacaktı.

Hayallerini süsleyen İstanbul’a gelirken amacı bir piyanist olarak borçsuz harçsız yaşamak, ekonomiyi oturtunca da eğlenmeye vakit ayırmaktı.

Ama bakın ne oldu?

Garip müzisyen İstanbul’daki sefil ve parasız günlerini atlatıp orkestra kurdu ve bu orkestraya adını vererek bir ünvana erişti. Orkestralar devrini çok yoğun bir şekilde yaşadı. İstanbul’daki 5 yıldızlı oteller arasındaki rekabetin müzikteki temsilcisi olmuştu. Adı tıpkı günümüz futbolcuları gibi transferlere karışmıştı.

Bu notları yazarken deyim yerindeyse insanın iştahı kabarıyor, anlattıkça anlatalım istiyoruz ama biz Bodrum Torba’ya dönelim ve sanatçıyla buluşmamızı hatırlatalım.

Bir film senaryosunun bölümleri gibi içinde farklı farklı ve anlamlı mesajları olan, heyecan dolu hayat hikayesini kitaba dönüştürmek fikriyle sanatçımıza teklif götürecektik.

Bir sabah vakti randevulaştık ve Torba’daki Sanat Evi’nde buluştuk Ferdi Özbeğen’le.

Böylesi bir buluşma da Bodrum’un güzelliklerini sıralayarak söze başladık. Ferdi Özbeğen bir Bodrum hayranıydı ve hayatının büyük bir bölümünü Torba’da geçiriyordu.

Çaylarımızı yudumlarken çoktandır düşündüğüm projeyi sundum. İlgiyle karşıladı ve çok mutlu oldu.

Ancak “biraz erteleyelim” dedi. O dönemler hasta olduğunu çevresindeki çok az insan biliyordu. Değerli sanatçı, o malum amansız hastalıkla mücadele ediyor ve sistemli bir tedavi görüyordu. Doktor kontrolundaydı.

Kafasını toplamak ve kendisini daha zinde hissetmek için zaman istedi. Böylesi ciddi bir sağlık sorunu karşısında ısrar etmemizin anlamı olmadığı için beklemeye karar verdik.

Bodrum sohbetimizin üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Bu kez Ferdi Özbeğen’le İstanbul’da buluştuk.

“Tamam çalışmalarımıza şimdi başlayabiliriz” dedi ve başladık. Sağlığı elverdikçe aralıklı buluşmalarla

O anlattı biz yazdık. Yormadan dinlene dinlene.

Ortaya çıkan bu yaşam hikayesinde, ülkemizin en önemli sanatçılarından biri olan Ferdi Özbeğen’in zorluklara karşı verdiği mücadele bir çok müzisyen adayına örnek olacak cinstendi.

Başarılı olmak için hedefe doğru ilerlerken kendine özgü formülleri vardı. İnsanlarla iyi geçinecekti.

Kimi zaman öfkesini içine atıp kırıp dökmeyecekti… Çok sevdiği annesinden gördüğü terbiyeyi sonuna kadar koruyacaktı. Azla yetinip, varlığa şükredecekti. Bir kitle müzisyeni olarak müzikseverlerin karşısında saygılı olup ucuz magazin anlayışının modeli olmayacaktı.

Bu ilkelerle birlikte profesyonelliğe adım atmadan yaşadığı zorluklar ünlü bir yorumcu olmasında ona tecrübe kazandırmıştı.

İzmir pavyonlarında piyano çalarak aile bütçesine katkı sağlarken düşlediği İstanbul’un kendisine ne sürprizler hazırladığını hayal bile edemezdi.

Oysa pırıltılı bir gelecek bekliyordu onu.

Önce orkestralar kurdu ardından tek başına çalmaya başladı.

Hiç beklemediği bir anda bir plak teklifiyle karşılaştı.

Bu teklifi önce çok garip karşılamıştı. Ferdi Özbeğen’e göre, o zamanlar şarkı söyleyen bir piyanistin plak piyasasında hiç şansı yoktu. Model olarak tutmayacağına inanıyordu.

Teklifi yapan Atlas Plak’ın sahibi rahmetli Polat Tezel, ise aksine albümün başarılı olacağına inanıyordu.

Plağın mastırı bir süre tozlu raflarda bekledikten sonra piyasaya çıktı.

Yıl: 1977… Albümün adı : “Ferdi Özbeğen’le 45 dakika”

Unkapanı Plakçılar Çarşısı’na bomba düşmüştü sanki. Plak büyük sükse yaratmış, satışı rekorlara ulaşmıştı. Plaktaki hit parçalar: “Kim Arar Seni”, “Aldırma Gönül”, ve “Nasıl Geçti Habersiz” gibi şarkılar “halkın ıslığına” düşmüştü. Popüler müziğin tanımında yeni bir şarkı halkın ıslığına düşünce yorumcunun ufku açılırmış. Öyle de olmuştu.

Ferdi Özbeğen sadece şöhrete erişmedi, yepyeni bir müzik türünün ülkemizdeki öncüsü oldu. Bir ekole adını verdi.

“Entertainer Piano – Eğlendirici Piyanist” ya da batıdaki tanımıyla ;”Piano Restauranté.

80’li yılların başından itibaren eğlendirici piyanistler bir kafile misali Ferdi Özbeğen’in açtığı yoldan yürüdüler. Ümit Besen, Cengiz Kurtoğlu, Arif Susam, Atilla Yelken, Nejat Alp ve daha nice değerli piyanistler yalnız İstanbul’un Tarabya sahillerine değil Anadolu’nun çeşitli kentlerine kadar yayılmışlardı. Eğlence hayatı renk kazanmış, tek bir piyano ve teknik takviyeli ritm boxlar büyük bir coşku yaratmıştı.

Ferdi Özbeğen, bu çoğalmadan mutlu olmuştu. Bu işi yapanları rakip olarak görmüyor onlara “meslektaşlarım” diyordu. Öncüsü olduğu bu müzik –eğlence akımı sayesinde sadece müzisyenler değil; işletmeciler, mutfak emekçileri, garsonlar, marketler ve koruma görevlileri gibi çeşitli mesleklerden insanlar geçim sağlamış, para kazanmışlardı.

Sanatçımızın yaşadıklarıyla birlikte, müzik dünyamızda olup bitenlere bakmaya çalıştık. Yakın tarihimizde yapılan organizasyonlar, yarışmalar, fuarlar, konserler derken hayatını müziğe adamış bir müzisyenin, hiç olmaktan kariyere erişmesi ve tam yarım asır boyunca dimdik ayakta kalışına tanık olmuştuk.

Özetle: 50 yılda, 30 Albüm, 400 kadar kayıtlı şarkı ve karşılığında Altın Plak gibi sayısız ödüller.

Sayılara bakarak bir özet çıkarınca müzisyenlik hayatına böylesi anlamlı ve benzerine az rastlanır bir kariyer tablosu çıkmıştı ortaya.

Acısı-tatlısı… İnişi-çıkışı… Yokluğu ve varlığı derken “alkışlarla” beslenmiş ve o alkışlara bağlı olmaya dikkat etmişti piyanist. Şimdi tanrıya şükür duygularını dilinden eksik etmeden o amansız hastalıkla mücadelesini sürdürüyor.

Öykü bitmişti, sorduk kendisine… Fırtınalar ve güzelliklerle dolu bu hayatın sonucunu bir manşete bağlar mısın?

Tabii dedi ve ekledi; “ ŞÖHRET DEDİĞİN…”

Değerli Okurlar,

“ŞÖHRET DEDİĞİN” sadece kariyer sahibi bir müzisyenin anılarını içermiyor. Popüler müzik hayatımızın perde ötesine de ışık tutuyor. Bu çaba da bize düşen görev yıllardır var olduğumuz müzik camiasının çok değerli müzisyen, sanatçı ve organizatör gibi kimliklerini anmak, katkılarını belirtmek ve genç kuşaklara aktarmaktı.

Üstlendiğimiz bu görevi bir ölçüde yerine getirebildiysek ne mutlu bize.

ALİ RIZA TÜRKER

Şöhret Dediğin ALİ RIZA TÜRKER kitap

Şöhret Dediğin ALİ RIZA TÜRKER 

---Sponsor Reklamlar---

Etiketler: , , , , ,

Copyright © 2011 Yaşamdan Yansımalar | Eneger.com. Tüm hakları saklıdır.
Dünyanın ve Türkiye'nin Top 10'ları için Top 10 sitemizi, Hayatın karmaşıklığından kurtulup rahatlatıcı bir mola vermek için Sosyal Hayat sitemizi, hayata her açıdan farklı bir yaklaşım yapmak için elit blog ve kareay sitemizi ve e okul sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Eskişehir evden eve nakliyat için Eskişehir Nakliyat bağlantımızı ziyaret edebilirsiniz.
DMCA.com Yandex.Metrica