Buradasınız : Ana Sayfa //TAKVİM//TAKVİM

TAKVİM

takvim varsa mutlaka bir başlangıç olmalıdır

takvim varsa mutlaka bir başlangıç olmalıdır

Takvimleşme

 

İnsan dünya da varoluşuyla  birlikte herşeyi kendince anlamlandırmış icatlar, buluşlar, keşifler yaparak hayatını kolaylaştırmaya çalışmış. Yaşam süreci olan doğumla ölüm arasındaki süreyi dünya-güneş-ay-doğa-gece-gündüz doğa olayları yani çevresinde neyi gözlemleyebildiyse yada kullanabildiyse kullanarak ölçmeye çalışmış birşeylerin oluşunu ya da olmamasını buna göre beklemiş. Zamanla aynı anda hareket etme beraber birşeyleri yapabilmek adınada zamanı senkronize kullanmak gerektiğini farketmiş. Sonra ortak bir lisanın gerekliliği kaçınılmaz hale gelince Takvimler ortaya çıkmış.

---Reklamlar---

Kelimenin aslı Arapçadır. “Doğrultmak ve sağlamlaştırmak” demektir.

Takvim, zamanı yıllara, aylara ve günlere ayıran yönteme verilen isimdir. Bir yılın günlerini, aylarını, sayılı günlerini gösteren çizelge veya defter anlamında da kullanılır. Takvim mecazi anlamda yapılacak bir işin türlü evrelerini zamana bağlı olarak gösteren programa da denir. Zamanı; sene, ay, hafta, gün ve saat gibi sabit bölümlere ayıran; dini-milli gün ve bayramları gösteren cetveller.

BİLİNEN EN ESKİ TAKVİMLERİN BAŞLANGIÇ NOKTASI NEDİR?

Tarihteki ilk medeniyetler olarak anılan, Sümerler, Mısırlılar, Çin ve Maya medeniyetlerinin her birinin ayrı ayrı takvimleri bulunmaktaydı. Bu takvimlerin ortak noktaları ise kullanıldıkları zamana göre çok ileride bir bilgiyle ve doğruluk derecesi ile yapılmış olmalarıdır. Bu medeniyetlerin hepsi yerkürenin farklı noktalarında olmalarına rağmen astronomi, matematik ve geometri (geometriyi özellikle ayrı tutuyorum) konularında gerçekten çok ileri noktadaydılar. Gezegenler, takım yıldızlar, zodyak ve güneş – ay ile ilgili detaylı bilgilere sahiptiler. Gözlem evleri vardı ve güneş sistemini neredeyse tamamen çözmüşlerdi. Dünyanın yuvarlak olduğunu, ekinoks ve gün dönümlerini, ayın dönemlerini, venüs’ün evrelerini, satürn’ün halkalarını biliyorlar ve yaptıkları hesaplarla, nehirlerin ne zaman taşacağını, güneş ve ay tutulmalarını, gel git zamanlarını tespit edebiliyorlardı. Gezegenlerinin ve yıldızların belirli günlerde aynı doğrultuda olacaklarını, bu özel günlerin dünyaya ve insanlığa etkilerini, burçları, zaman dilimlerini dünyanın güneş etrafında dönüşünü çok az hata payı ile bilebiliyorlardı.İnsanoğlu bu teknoloji ve bilgilere MÖ 2500 yılları sıralarında hakimdi. (Benim tahminim daha eski olduğu yönündedir) Müthiş bir matematik ve teknolojik bilgi gerektiren devasa yapılar yapılıyor, (piramitler) bu yapıları sadece yükseklik olarak geçebilmek için bile yaklaşık olarak 4.000 sene beklemek gerekiyordu. (Eiffel kulesi)

Son yıllarda özellikle Maya takvimi üzerinde yapılan araştırmalarda bu takvimin 2012 yılında sona ereceği ortaya çıkarılıyor ancak kimse bu takvimin başlangıç noktasını araştırmaya çalışmıyordu. Mısırlıların da, Sümerlerin de, Çinlilerin de çok eski zamandan bu yana kullandığı takvimler de vardı ve bu takvimlerin de başlangıç noktasını kimse merak etmedi.

Roma takvimi Roma’nın kuruluşu ile başlar, Miladi takvim İsa’nın doğumunu baz aldığını söyler, Hicri takvim hicreti baz alır.

Bir takvim varsa mutlaka bir başlangıç olmalıdır.

Tarih boyunca, ya güneşin hareketleri, ya ayın hareketleri veya her ikisinin hareketlerine göre senenin tesbit olunduğu takvimler yapılmıştır. Şemsî sene, güneş senesi olup, yerkürenin güneş etrafında bir devir yaptığı zamanı ifade eder. 365,242 vasatî güneş günüdür. Kamerî sene; ay küresinin, yerküresi etrafında 12 kerre döndüğü zaman olup, 354,367 vasatî güneş günüdür. Güneş yılı, kamerî yıldan 10,875 gün daha uzundur. Tarih boyunca, bazı takvimler güneşin, bazı takvimler ayın, bazı takvimler de her ikisinin hareketleri esas alınarak hazırlanmıştır.

Hayatı ziraat üzerine kurulmuş bulunan Eski Mısır’da, bir yılı 12 ay ve 365 gün olan güneş takvimi kullanılırdı. Aylar 30 gün idi ve sonuncusuna 5 gün eklenirdi. Her gün de 12’şer saatlik iki kısma ayrılmıştı. Astronomide çok ileri olan Mezopotamya’da da ay-güneş takvimi kullanılırdı. 12 aydan müteşekkil 354 günlük yıla onbir günlük kısa bir ay eklenirdi. Bâbil’de ise üç yılda 33 günlük bir ay eklenerek yılbaşının hep 1 Nisan olması temin edilirdi. Bugün Türkiye ve Ortadoğu’da kullanılan güneş takvimi aylarının isimleri (Nisan, Temmuz, Teşrin, Şubat gibi) hep Bâbillilerden alınmıştır. Eski Türkler ve Çinliler ile Aztekler ay-güneş takvimini kullanırlardı. Her yıla bir hayvan ismi verilmişti. 12 yılda bir bu yıllar devir yapardı. Böylece yaşları ve tarihî hâdiseleri hatırlamak daha kolay olurdu. Süryânîler, Selefkos takvimi denilen ve dört yılda bir artıklanan güneş takvimini kullanırdı. Yunanlıların takviminin devamı olan bu takvimin başlangıcı, İskender’in generali Selefkos’un Bâbil’e giriş tarihi olan Mîlâddan Önce 312 yılı idi. Eski Roma’da 12 ay ve 354 günlük kamerî takvim kullanılır; mevsimlere göre kaymasını önlemek için iki yılda bir 22 veya 23 gün eklenirdi. Yılın ilk ayı Mart idi. Yahûdîler, insanlığın yaradılışı kabul ettikleri M. Ö. 3761 tarihini başlangıç tarihi alan bir güneş-ay takvimi kullanırlar. Yılın esası kamerî olmakla beraber, güneş yılı arasındaki farkı gidermek için yıllara her üç yılda bir ay eklenir.

Romalılar Roma’nın kuruluşu olan M. Ö. 312’yi başlangıç alan güneş takvimi kullanırdı. Roma’da kullanılan takvim üzerinde Julius Caesar’ın emriyle M. Ö. 46’da bir takım düzeltmeler yapılmış ve bu takvim Julyen Takvimi olarak tanınmıştır. Bir yıl, 365,25 gün olup, Mart ayından itibaren aylar dönüşümlü olarak 31 veya 30 gün sayılmış; son ay Şubat üç yıl 28, dördüncü yıl (kebîse=artık yıl) 29 sayılmıştır. Yılbaşı 1 Ocak idi. 532 senesinde Papa Dionysus, Hıristiyan âleminde bu takvimin esas alınmasını ruhânî konsile kabul ettirmiştir. Dionysus, Hazret-i Îsâ’nın doğum yılını (mîlâd) 753. Roma yılı olarak tesbit etmiş; takvimin başlangıcı bu tarih olmuştur. Bu takvime İslâm âleminde Mîlâdî Takvim denir.

Yıl uzunluğundaki küçük mikdar farkları, zamanla büyük fark meydana getirmiştir. Papa XIII. Gregorius zamanında bu fark 14 güne ulaşmıştır. 1582’de bu papanın emriyle yapılan düzeltme ile takvim 10 gün ilerletilmiş; o sene 4 Ekimin ertesi gün, 15 Ekim olarak ilan olunmuştur. Yılbaşı da 1 Ocak’a alınmıştır. (Fransa’da, yılbaşı 1563 senesinde kral X. Charles’ın emriyle 1 Nisan’dan 1 Ocak’a alınmıştı.) 400’e bölünebilen yıllar artık yıl kabul edilmiştir. böylece XX. asırda iki takvim arasındaki fark 13 günü bulmuştur. Bu değişiklik önce İtalya, Portekiz, İspanya ve Almanya’da kabul görmüş; İngiltere 1752, İsveç 1753, Japonya 1873, Çin 1912, Rusya ve Balkan ülkeleri 1918, Yunanistan 1923, Türkiye 1926’da Gregoryen Takvimi denilen bu takvimi kabul etmiştir.

İslâm dünyasında kullanılan takvim, öteden beri Arabistan’da kullanılan ay takvimidir (kamerî takvim). Kamerî esasa göre tesbit edilen bu takvimde, ay’ın dünya etrafındaki bir dönüşü ile bir ay sâbit olur ki bu da 29.53 gündür. Dolayısıyla bu takvimde aylar 29 veya 30 gün çeker. On iki ay bir hicrî seneyi teşkil eder. Yeni hilâlin görünmesiyle yeni ay başlar; görünmezse önceki ay 30 güne tamamlanır. Bunu kâdı şâhidlerin beyanına dayanarak ilân ederdi. Hakikatte ayın doğması ile görünmesi arasında bir gün oynayabileceğinden, hesabla bulunan tarih ile tatbikattaki değişebilirdi. Kamerî takvim, şemsî takvimden daha doğru ve hassastır. Artık gün ve yıl gibi bir mesele doğurmaz. Güneş ve ay tutulması günleri ile mehtablı geceler kolayca tesbit olunduğundan tarihî hâdiselerin tayini kolaylaşır; yine bu sebeplerle seyyahlar ve denizciler için çok elverişlidir. Ayrıca Ramazan ve Bayram günleri de, her sene güneş takvimine göre 11 gün evvel olduğundan, hep aynı mevsime rast gelmez. 33 senede bir kamerî takvim ile şemsî takvim aynı günde buluşur. Bu takvimde aylar, Muharrem (M), Safer (S), Rebiülevvel (Ra), Rebiülâhir (R), Cemâzilevvel (Ca), Cemâzilâhir (C), Receb (B), Şa’ban (Ş), Ramazan (N), Şevval (L), Zilka’de (Za), Zilhicce (Z) aylarıdır. Parantez içindeki harfler, Osmanlı vesikalarında bu ayları gösteren rümuzlardır. Gurre ayın ilk günü, selh son gününü ifade eder. Evâil, evâsıt ve evâhir ayın ilk, orta ve son on gününü gösterir.

Müslümanlar arasında sene tarihleri, halîfe Hazret-i Ömer’in emri ile hicretin 17. senesinde başlamıştır. Tarih başlangıcının, Hazret-i Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği ve Medine devletinin kurulduğu senenin Muharrem ayının birinci günü olması, Sahâbe’nin söz birliği ile kabul edildi. Bu da, efrencî 622 yılının 16 Temmuz günü idi. İslâm dininde oruç, namaz, zekât, hac gibi ibâdetler ve ıddet gibi hukukî bütün muameleler, bu takvim esasına göre tesbit edilir. Tarih boyunca bütün İslâm devletleri bu takvimi kullanmışlardır.

İran’da İslâmiyet’ten evvel güneş takvimi (şemsî takvim) kullanılmaktaydı. Takvim 30 günlük 12 aydan teşekkül ederdi. 5 gün fazlalık sekizinci aya eklenirdi. Aylar burçların başına göre başlardı. Nevruz da denilen 20 Mart yılbaşı idi. Ayın her gününün ayrı bir ismi vardı. Yıl tam 365.25 gün çekmediği için, 120 yılda bir ayarlama yapılırdı. Bu sebeple Julyen takvimi kadar kullanışlı değildi. Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşah bunu ıslah ettirerek, güneş hesabına dayalı, ancak başlangıç yılı hicrete göre tesbit olunan bir takvim hazırlatmıştır. Buna hicrî şemsî takvim veya Celâlî Takvim denir. Bu takvimde 120 yılda bir ay değil, dört yılda bir gün artıklama yapılırdı. Böylece Celâlî Takvim, 3770 yılda bir gün hatâ verir. Gregoryen Takvimi’nde bu hatâ daha fazla olup 3330 yılda bir gündür. Dolayısıyla Celâlî Takvim, Gregoryen Takvimi’nden daha hassastır. Celâlî Takvimi üzerinde Türkistan şahı Uluğ Bey, İlhanlı hükümdarı Gazan Han, İran şahı Nâdir ve Hindistan şahı Ekber tarafından bir takım ıslâhat yapılmış olup, bugün İran, Hindistan ve Afganistan’da kullanılmaktadır. Nevruz 21 mart (şimdi 3 nisan) yılbaşıdır. Ay isimleri şöyledir: Ferverdin (30 gün), Ordibeheşt (31), Tir (30), Hordad (30), Şehriver (31), Mordad (30), Aban (31), Azer (30), Dey (31), Behmen (30), Esfend (31). Gün isimleri de şöyledir: Yekşenbe (Pazar), Düşenbe, Seşenbe, Ceharşenbe, Pençşenbe, Cuma, Şenbe.

Osmanlılar da önceki İslâm devletleri gibi hicrî kamerî takvimi kullandılar. Hicrî kamerî sene mevsimlere göre tayin olunmadığı için, vâridâtı ve askerî düzeni toprak hâsılâtına sıkı sıkıya bağlı bulunan Osmanlı Devleti’nde bazı sıkıntılara sebebiyet veriyordu. Çünki toprak mahsûlleri şemsî takvim esasına göre elde ediliyor; kamerî takvim ile arada 11 günlük bir fark bulunduğu için beytülmâl-i müslimîn (devlet hazînesi) zarara uğruyordu. Bunun üzerine 1089/1678 senesinden itibaren sadece malî hususlarda malî sene adıyla halkın Romalılardan alındığı için rûmî takvim dediği Julien takvimi kabul edilmiş; ancak yıllar yine hicret esasına göre hesab edilmiştir. 1205/1790 ve 1256/1840 tarihlerinden itibaren malî senenin kullanılma sahası genişletilerek bütün resmî evraklarda bu takvim kullanılmaya başlanılmış; hicrî takvim de bunun yanısıra kullanılmaya devam etmiştir. 1120 senesinden itibaren 33 senede bir yıl siviş yılı sayılarak atlanmış, 1120 rumî senesini 1122 rumî senesi takib etmiş, böylece her iki takvimde de yıllar aynı olmuştur. 1287/1870 yılında bu yapılmamış, böylece iki takvim arasında yıl farkı doğmuş ve bu fark giderek artmıştır. Osmanlılarda takvimle alâkalı işleri tesbit etmek üzere müneccimbaşı ve maiyeti vazife yapardı. Ayrıca büyük câmilerde muvakkithâne ve burada çalışan muvakkitler bulunur; ibâdet vakitlerini tayin ve ilan ederdi. Gün, 12 saatlik iki eşit kısma ayrılır; akşam güneşin batması ile saat her zaman 12 olup, gerekirse ileri veya geri alınırdı. Ayrıca Osmanlı ülkesindeki Yahûdî ve Ermenîlerin kendi aralarında kullandıkları hususî takvimleri vardı.

Osmanlı Devleti’nde, Gregoryen takvimini kullanan Avrupa ülkeleriyle aradaki 13 günlük farkı kaldırmak için 16 Şubat 1332 (29 Şubat 1917) rûmî gününü takib eden gün 1 Mart 1333 olarak tesbit olunmuştur. 1926 yılında resmî işlerde hicrî takvim bütünüyle kaldırılmış; mâlî (rûmî) takvim ise, yılı Avrupa ile aynı hâle getirilerek varlığını devam ettirmiştir. 1341 rûmî senesinin 10. ayı olan Kânunevvel (Aralık) ayının 31. gününü, 1 Kânunsâni (Ocak) 1926 gününün takip etmesi kararlaştırılmıştır. Böylece yılbaşı da mâlî işler hâriç olmak üzere, 1 Mart’tan 1 Ocak’a alınmıştır. Rûmî takvimdeki ay isimleri aynen muhafaza edilmişse de, 1944 yılında Teşrinievvel (İlkteşrin), Teşrinisani (İkinciteşrin), Kânunıevvel (İlkkânun), Kânunısâni (İkincikânun) isimleri, Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak olarak değiştirilmiştir. Milâdî seneden 584 çıkarılırsa rûmî seneyi; rûmî seneye 584 eklenirse milâdî seneyi verir. Hicrî senelerin milâdî karşılıklarını bulmak biraz karmaşık hesapları gerektirmekte olup, bu hususta hazırlanmış cedvellere mürâcaat etmek gereklidir.

*Takvim Nedir :

Takvim zamanı günlere, aylara, yıllara bölme metodudur. İnsanlar zamanı ölçerken ölçü aracı olarak Günesi ve Ay’ı kullanmıslardır. Günesi kullananlar dünyanın günes etrafında bir tam dönüsünü esas almıslardır.
(365 gün 6 saat) Bu sekilde olusturulan takvimlere GÜNES TAKVİMİ diyoruz. Ay’ı kullananlar ise Ayın Dünya etrafında 12 kez dönmesini (12 x 29.5 =354) esas almışlardır. Bu sekilde oluşturulan takvimlere AY TAKVİMİ diyoruz.
-Tarihte ilk GÜNES TAKVİMİ’ni MISIRLILAR, ilk AY TAKVİMİ’ni SÜMERLER olusturmuslardır.
– Her toplum kendi takvimini olustururken kendileri için önemli saydıkları bir günü BASLANGIÇ olarak kullanmışlardır.
Örnek: Romalılar Roma’nın kurulusunu, Müslümanlar Hicreti, Hırıstiyanlar Hz. İsa’nın doğumunu gibi…

Türklerin Kullandıkları Takvimler:

* 12 Hayvanlı Türk Takvimi:

İslam’dan önceki Türklerin kullandıkları bilinen ilk takvimdir.
On iki Hayvanlı Takvim ‘in Türkler ‘e özgü olması, Türkler ‘in çok eski dönemlerden itibaren astronomi bilimi ile yakından ilgilendiklerini gösterir.
Güneş yılını esas alır. Buna göre bir yıl, 365 gün, 5 saatten biraz fazladır.
Her yıla bir hayvan adı verilmiş, 12 yıl bir dönem kabul edilmiş, aylar; birinci ay, ikinci ay… olarak adlandırılmıştır.
Bu takvimde yılbaşı (miladi takvime göre) 22 Aralık’tır.
Bu takvimde tarih başlangıcı yoktur.
Bu takvimi Türklerin yanısıra Moğollar, Çinliler, Hintliler ve Tibetliler de kullanmışlardır. Halen Orta Asya’da bazı topluluklar tarafından kullanılır.

* Celali Takvimi:

Güneş yılını esas almıştır.
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde eski İran takvimi esas alınarak hazırlanmış ve uygulanmaya başlanmıştır. Bu Takvime, Takvim–i Melikşahi de denilmiştir. (B.Selçuklularda Sultan Melikşah’ın isteği ile Nizamülmülk tarafından Ömer Hayyam’ın başkanlığında bir komisyona hazırlatılmıştır.)
Hicri takvimin kullanımına devam edilmiş, Celali takvim yalnızca ekonomik işlerin düzenlenmesinde kullanılmıştır.
Başlangıç tarihi olarak 1079 yılı alınmıştır.(Hicri 471 yılının ramazan ayının 9.gününden (Miladi 15 Mart 1079) itibaren uygulanmaya başlanmıştır.)
Büyük Selçuklular ‘ın dışında Ekber Şah zamanında (1556–1603) Hindistan’da kurulan Babürlüler de kullanmıştır.
Babür İmparatorluğu tarafından da kullanılmıştır.
Nevruz (21 Mart) yılbaşı olarak kabul edilmiştir.
Melikşah’ın ölümünden sonra terk edilen bu takvimden yarararlanılarak gregoryen takvimi oluşturulmuştur.
Osmanlı’daki devletin resmi takvimi demek olan müneccimbaşı takvimleri de celali takvimi düzeninde hazırlanmıştır.

* Hicri (HİCRET) Takvimi:

Ay yılını esas alır. Ay’ın Dünya çevresindeki yörüngesinde bir dönüşü 29,5 gündür. Bu nedenle hicrî takvimde aylar 29 ilâ 30 gün çekmektedir. Ay’ın Dünya çevresinde on iki dönüşü, bir ay yılı olmaktadır. Bir ay yılı ise 354 gündür. Hicrî yıl, milâdî yıldan 11 gün daha kısadır.
Hicrî takvim, Hz. Ömer zamanında düzenlenip kullanılmaya başlanmıştır.
Başlangıç olarak Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü (622) kabul edilmiştir. Bu nedenle Miladi Takvim ile Hicri Takvim arasında 622 yıllık bir fark bulunmaktadır.
Hz. Ömer zamanında düzenlenerek uygulanmaya konulmuştur.
Hicri- Kameri olarak da adlandırılan bu takvim, Türkler ‘in İslamiyet’i benimsemesinden sonra, bir çok İslam ülkesinde kullanıldığı gibi Müslüman Türkler tarafında da benimsenmiştir..
Türkiye Cumhuriyeti’nin batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda yaptığı inkılaplar sonucunda 25 Aralık 1925’te yürürlükten (uygulama tarihi:1 Ocak 1926) kaldırılmıştır.
Günümüzde sadece dini günlerin, gecelerin ve ayların belirlenmesinde kullanılmaktadır

* Rumi (Mali) Takvim:

Güneş yılını esas almıştır.
Başlangıç olarak hicri takvimde olduğu gibi Hz. Muhammed ‘in Mekke’den Medine’ye göçü (622) kabul edilmiştir.
Hicri- Şemsi olarak ta adlandırılan bu takvim Osmanlı Devleti’nin I. Mahmut zamanında batı ile ekonomik ilişkilerini düzenlemeye yönelik olarak (Hicri 1089, miladi 1678 ) kullanılmaya başlanmıştır. Hicri 1255/miladi 1839’da ise bütün resmi ve mali işlemler Rumi takvime bağlanmıştır. 1870 yılına kadar mali tarihin yanına hicri tarih de konmuş ve bu şekilde uygulanmıştır. Ancak hicri takvim ile miladi takvim arasındaki 11 günlük farktan dolayı, bu iki takvimin kullanılmasında çeşitli problemler ortaya çıkmıştır. 1870 yılında çıkarılan bir kanunla Gregoryen takvimine geçildi. Rumi 16 Şubat 1332- 1 Mart 1333 (1 Mar 1917 ) olarak kabul edildi. Böylece 13 günlük fark giderilmiş oldu.
Mart ayı başlangıç kabul edilmiş, 1926′ da resmi işlerden, 1982’de de ekonomik işlerden kaldırılmıştır.

* Miladi (MİLAT) Takvim:

1926′ dan itibaren kullandığımız takvimdir. Günes yılını esas alır. Temeli Mısırlılar’a dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batıya aktarılmıstır. Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemis ve kullanmıslardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi denilmektedir. Milat takvimi Hz. İsa’nın doğusunu (sıfır) kronolojinin baslangıcı olarak kabul eder.Öncesine MÖ (Milattan önce), sonrasına da MS (Milattan sonra) denilmiştir.

1 Ocak 1926 ‘dan itibaren Türkiye’de tamamen yürürlüğe girmiştir. (Ülkemizde 1 Mart 1926’da milâdî takvim kabul edilmiştir. Rumî takvim ise bütçe ayarlamalarında kullanılmıştır. 1983 yılında malî yılbaşının Ocak ayının birinci gününe alınmasıyla da tamamen kullanımdan kaldırılmıştır. 26 Aralık 1925 tarihinde çıkarılan bir yasayla diğer bütün takvimler yürürlükten kaldırılarak yerine, bugün kullandığımız milâdî takvim kabul edilmiştir.).
Böylece Türkiye, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda Avrupa devletleri ile ilişkilerini geliştirmeye ve çağdaşlaşmaya yönelik önemli bir adım atmıştır.
Günümüzde dünya devletlerinin birçoğu bu takvimi benimsemiştir.

Hicri Takvimle Miladi Takvim Arasındaki Farklar:

* Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNES yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.

* Baslangıç tarihleri farklıdır. Hicri Takvimde baslangıç tarihi Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. Miladi Takvimde ise baslangıç Hz. İsa’nın doğum tarihi 0 yılıdır.

* Hicri Takvimden Miladi Takvime Çevirme:

Hicri 1340 yılını Miladiye çevirmek.
Hicri=1340 Miladi=?
1340 ÷ 33 = 40,6 (Yaklasık 41)
1340 – 41 = 1299
1299 + 622= 1921
(Hicri yıl ile miladi yıl arasında 11 günlük fark vardır.
11 günlük farklar 33 yılda bir yıllık fark oluşturur.)

* Miladi Takvimden Hicri Takvime Çevirme:

Miladi 1998 yılını Hicri takvime çevirmek.
Miladi=1998 Hicri=?
1998 – 622 = 1376
1376 ÷ 33 = 41,7 (yaklaşık 42) 1376 +42 = 1418
(Hicri yıl ile miladi yıl arasında 11 günlük fark vardır.
11 günlük farklar 33 yılda bir yıllık fark oluşturur.)

* Miladi Takvimden Rumi Takvime Çevirme:

Miladi 29 Ekim 1923 yılını rumi yıla çevirmek.
Rumi=?
29 Ekim 1923
– 13 584_______________
16 Ekim 1339
(İki takvim arasında 13 gün 584 yıl fark vardır.
Bu nedenle verilen miladi tarihten 13 gün 584 yıl çıkarılır.)

Rumi Takvimi Miladi Takvime Çevirme

SORU: Rumi 31 Mart 1325 , Miladi=?

31 Mart 1325
+ 13 584 İki takvim arasında 13 gün 584 yıl fark vardır
________________
13 Nisan 1909 istenen miladi yıl.

İşlemin açıklaması; Rumi yıl ile miladi yıl arasında 13 gün 584 yıllık fark vardır. Bu nedenle, verilen rumi yılın üzerine 13 gün 584 yıl ilave edilerek istenen miladi yıl hesaplanır.

Tarih ile Yazı Arasındki İlişki :

– Tarih YAZI ile baslar.
– Yazıdan önceki devirler hakkında sağlıklı bilgi edinmek zor olduğundan, bu
dönemlere “Tarih Öncesi Devirler Prehistorik Devirler” veya “Karanlık Çağlar” denir.

Yazı ile İlgili Önemli Bilgiler
– Toplumlar ilk olarak resim yazısı kullanmışlardır.
– İlk yazıyı Sümerler bulmuştur.(Çivi Yazısı)
– Bugün kullandığımız alfabeyi, ilk olarak Fenikeliler kullanmış, onlardan Yunanlılar
ve Romalılar alarak geliştirmişler ve böylelikle LATİN ALFABESİ ortaya çıkmıstır.
– Yazı, Anadolu’ya ilk olarak ASURLULAR tarafından TUNÇ devrinde getirilmistir.
– Türk Tarihinin ilk yazılı eserleri GÖKTÜRK (ORHUN) KİTABELERİDİR

---Reklamlar---

Google Aramaları:

    12 ayın takvimi,takvimlerin baslangic noktalari toplumlara gore neden farklilik gosterir,rumi takvimde hicri takvime neden gecildi ve tarihlerde degisuklik oldumu,hicri 29 ağustos med cezir,Dünya takviminin başlangıcı,Celali takvim hicret başlangıç,buayıntakvimi,bu ayın takvimi,bir yilingunlerini aylarini gosteren cizelgeye ne ad verilir,Bir yılın günlerini aylarını gösteren çizelge ne ad verilir

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

27 Yorum yapılmış " TAKVİM "

  1. süleyman diyor ki:

    nası bir seb soru soruoz yok

  2. hande yener diyor ki:

    burada hiç bir şey yok

  3. Hürrem diyor ki:

    nasıl yani hım yazmıyor anlamdımki bu siteden

  4. simge diyor ki:

    hiç bişi yok

  5. Adsız diyor ki:

    Burada hiç bişi yok ama !

  6. salih diyor ki:

    yok burda hiç birşey

  7. burak kurt diyor ki:

    gerekli deyil sool canım teşekkürler

  8. EDA NUR MALLİ diyor ki:

    tarihten nefret ediyorum.gıcık tarih.(öööö)
    ooooooooffffffff!!!!

  9. kurudere belediyesi diyor ki:

    ney yok abisi lan

  10. ibrahim diyor ki:

    lan biz başlangıç noktasını belerileyen olay sölüoz hiç bişe yok
    ,

  11. sinan diyor ki:

    hicri takvimin başlangıcı

  12. möjhh diyor ki:

    çok gıcık birşey

  13. tugce diyor ki:

    ben buldum 16 temmuz 622

  14. adsız misafir diyor ki:

    bu site çok güzel :D :D :D :D :()

  15. sedef öztürk diyor ki:

    ÖDEVİM VARRRRRRRR:))))

  16. buse diyor ki:

    çok uzunmuş beeeeeee……..
    :* :D :)

  17. buse karip 4/c diyor ki:

    ahhh be ödeve bakkkkkkkk……….. <3 <3 <3 :* :D

  18. ayhine diyor ki:

    çok uzun

  19. 4/b sınıfı diyor ki:

    çok uzun biraz kısa olamazmı

  20. kıng.. diyor ki:

    uzun behh

  21. sezin doğa diyor ki:

    valla yazmak zorunda kaldım ve 12 sayfa yazdım

  22. gfg diyor ki:

    bok gibi bok

Copyright © 2011 Yaşamdan Yansımalar | Eneger.com. Tüm hakları saklıdır.
Sitemap
DMCA.com Yandex.Metrica